Ruhumuz Büyümezse Ne Olur?

Ruhumuz Büyümezse Ne Olur?

Hala bıkmadan izlediğimiz çizgi filmler, tekrarlarından sıkılmadığımız masallar, çikolata kağıdının parlaklığının verdiği mutluluk, yeni yağan karın parlaklığının büyüsü, ufacık bir ödüle duyulan sıcaklık, ayrıştırılmamış bütünlükte bir iç huzur… Bir yakalasak gerçekten samimice; o zaman ışıldarız işte çocukluğumuzun berrak sularında.
Son zamanlarda çoğumuz hem fiziksel hem de manevi yönden zor zamanlar yaşamaktayız. Niye mi? milenyum veya uzay, her neyse yaşadığımız çağın etiketi ne “çocuk olmayı” ne de “çocuk kalmayı” yaşatmıyor insana… Çoğumuz şehirde büyüyen çocukluklar geçirdiysek, mahrum kaldıysak oyunlardan,pencereleri süslemişizdir sadece…
Büyümemiz bekleniyor ve yetişkin oluyoruz. Etrafımızda hep”çocuk ruhlu” insanlarınövüldüğü masallar anlatılıyor, sizde çocuk olmasına izin verilmeyen çocukluğunuzun kalıntılarıyla hiç değilse kalan çocuksuluğumu koruyayım diyorsunuz. O masum içtenliğinizle riyakar inanların masallarına inanıp, ruhunuzun teslimiyetine kadar büyümemek yemini ediyorsunuz Peter Pan ile! Ama sonuç ne? Hüsran! Hele de işini de çocuklarla ilgili ise büyümeye hiç imkan bulamıyorsanız. bilinmeyenler ülkesinde masalınızı yaşamaya devam edersiniz sırlarla… Tıpkı yüreği çocuk olan ve onu asla yetişkin kalıbına sokamayan okul öncesi öğretmenleri gibi tabiki biliyoruz zamanın hızlı aktığını, gerçeğin çabuk eskidiğini, çok şeylerin değiştiğini! Ama ruh değişmiyor işte! Biim insanlarımızın yüzdeli rakamlara gerek duymadan söyleyebileceğimiz büyük bi oranı sevgi yoksunu olarak büyümüştür. Sevdiğini söylemeye utanırdı ebeveynlerimiz. Bizim maneviyatımızın temel gıdasının “sevgi” olduğunu geç anlamadılar mı? Aktardığımızda biriken duygularımızı, yetişmiştik artık hepimiz olgunluğa çoğumuz. Ancak cesaret edip, yarı sitem yarı gurur yaparak çıktığımızda karşılarına hep mahçup: “Bizim zamanımızda ayıptı çocuk sevmek” demedilermi kısaca? Kaçamak yanıtları doldurmadı o bakışları. İş işten geçmişmiydi: geçmişse biz neden hala irdeliyorduk ruhumuzun duygu yap-buzunu? Birleştirmek için neydi bu çaba? Farkında mıydık aslında güçlü olmak, bir zırh değil, bir gereksinim oluyordu büyüdükçe… Ülkemizin şartlarında genelde orta direğin kaderidir; ucuz hayatın pahalı insanı olmak da…Bunların sonucudurbelkide büyüme sancıları çekmek ömrümüz boyunca… Nasıl çocuk kalıyoruz peki kendimizi kaybederken bu kayboluşta? Anlık davranışlarımızdır aslında davranışlarımızın ip uçları… Hele bıkmadan izlediğimiz çizgi filmler, tekrarlarından sıkılmadığımız masallar, çikolata kağıdının parlaklığının verdiği mutluluk, yeni yağan karın parlaklığının büyüsü, ufacık bir ödüle duyulan sıcaklık, ayrıştırılmamış bir bütünlükte iç huzur… Bir yakalasak gerçekten de samimice. O zaman ışıldarız işte çocukluğumuzun berrak sularında. Ya da modernizmin yazgısına uyarak çocukluğumuz seslenir usulca: Beni güzel hatırla, farz etki bir rüzgardım, esip geçtim hayatından ya da bir yağmur, sel oldum sokağından, toprak çekti suyumu, kaybolup gittim, belkide uyandım ve ben bittim…


Bu Yazıyı Paylaş! Google+! Pinterest!