True Blood

True Blood

Sookie Stackhouse karakterinin yaşadıklarını anlatan, kitaptan uyarlama bir fantastik dizi. Bu dizi hakkında şunu söyleyeyim bir kez izleyen bir daha bırakamıyor!

Kitaplarını okuyarak bağımlısı olan biri olarak True Blood’dan bahsetmek istiyorum biraz.  Kitapları bir hayli akıcıydı. Sıradan vampir romanlarının veya dizi-filmlerin aksine çok çekici yönleri var. Benim en beğendiğim ve aynı zamanda komik bulduğum bir yönü var ki o da şu; vampirler kendilerini tüm dünyaya ifşa ediyorlar. Evet, bütün dünya artık onların varlığından haberdar. İnsanlar korkunun yanı sıra çılgınca bir heyecan duyuyorlar. Vampir-seviciler ortaya çıkıyor ve çeşitli aşırılıklar oluşmaya başlıyor. Dizinin adı ise Japonların üretiği sentetik kan isminden geliyor. İnsan kanı içmemeleri için ürettikleri bu kan insanlar ve vampirler için iç içe bir yaşam demek. Dizide sadece vampir mi var? Hayır. Kurt adam, periler, cadılar tam bir fantastik şölen.

Sookie telepat bir garson. Hayatı boyunca insanların zihinlerini dinlemekten hayatını yaşayamamış biri.  Tanıştığı ilk vampir Bill’e aşık olan Sookie onların düşünlerini okuyamadığını fark edince huzur buluyor. Ama her şeyin bir bedeli var ve bütün vampirler Bill kadar insan canlısı değil. Adeta bir bela-çeker olan Sookie’nin başından geçenler biraz müstehcen bir biçimde anlatılmış dizide. Hem komedi hem fanastik, zaman zaman dram türleri ile fantastik sevenlerin kesinlikle kaçırmamaları gereken bir dizi. İyi Seyirler!


Pemra Yılmaz

Bu Yazıyı Paylaş! Google+! Pinterest!